 |
Ülkemizde Yemek ve Sağlık İlişkisine Ülkemizde yemek yeme
alışkanlıkları, tutumları ve değerler şimdilere değin sağlıkla
bağlantılı değildi. İnsanlar geleneksel olarak sağlığa hiç dikkat
etmeden istedikleri biçimde yiyip içiyorlar, besleniyorlardı. Yemek
kültürümüzde bulunan ‘Damak tadı’ ya da ‘Damak zevki’ her zaman
etkinliğini korumuştur.
Fakat yemeklere ilişkin paradoksal bir durum söz konusudur.
Birincisi Pozitif (Olumlu), ikincisi ise Negatif (Olumsuz) dur.
Ülkemizde son zamanlara değin birinci, yani olumlu taraf egemen
olmuştur. Yani:
1. Yemek, ağız tadı, damak zevki sağlar.
2. Yemek, güç kazanmak, enerji ve sağlık için gereklidir.
3. Yemek, yaşamın sürmesi için gereklidir.
Özellikle 1990’lı yıllardan sonra lezzetli yemek yeme anlayışında
bir dönüşüm, değişme oldu.
Burada yemeklere ilişkin paradoksun ikinci olumsuz yönü ile
karşılaşıyoruz. Yani:
1. Yemek, isteksizlik, tiksinme, çıkarmaya (kusmaya) neden olur.
2. Yemek, hastalığa neden olur.
3. Organizmanın ölümüne neden olabilir.
Bu değişme, yemeklerle sağlık arasında bir ilişki kurulması
biçiminde gerçekleşti. Aslında damak zevki bugün de devam
etmektedir. Fakat belli bir yaşa kadar sürmekte, ondan sonra sağlık
kaygılarıyla birlikte yemek yeme alışkanlıklarında değişme
olmaktadır. Çeşitli hastalıkların artık yiyeceklerle ilgili olduğu
konusunda halk bilinçlenmiştir. Bu bilinçlenme, belki de daha çok
kent halkı için söz konusudur. Özellikle Tv, eğitimin etkisi,
kentleşme ve bilinçlenmeyi sağlamıştır. Gençler de bu bilinçlenmede
etkili olmaktadırlar. Esasen gençlik döneminden sonra yiyeceklerin
sağlıkla ilişkisine dikkat edilmektedir. Bu nedenle artık insanlar,
istedikleri şeyleri, istedikleri lezzette yiyememektedirler.
Sağlıkla yiyecek ilişkilerinde en belirgin husus ‘Diyet’ ya da
‘Perhiz’ olgusudur. Artık, ‘Sağlıklı yaşam ’ felsefesi, diyete
başvurmayı gerektirmektedir. Artık, acılı, baharatlı, tuzlu, yağlı,
kızarmış yiyeceklerden kaçınma öngörülmekte, zayıflama, kilo verme,
bazı hastalıklar için gerekli olmaktadır. Şişmanlık kilolu olma
tarımsal ekonomik yapıda gerekli bir değerdi. Çünkü tarımsal
uğraşılarda, becerilerde, güçlü kuvvetli olmak gerekli idi. Vücut
toprakla uğraşmaya dayanıklı olmalı idi. Ama bugün sanayileşmiş kent
yaşamı bu hususu değiştirmiş, zayıflığı moda durumuna getirmiştir.
Zayıflık, bir değer olmuş, yani güzel görünüm için zayıf olmak
gençlerce benimsenmiştir. Bu husus evrensellik kazanmış ve bütün
dünya aynı modaya uymuştur. Ayrıca zayıf olmak sağlık açısından da
gerekli görülmüştür. Çünkü birçok hastalıklar kilolu insanlarda daha
çok görülmektedir. Artık zayıf kalmak ve bazı hastalıkları önlemek
açısından diyet yapmak gerekmektedir. Bunun için marketlerde,
yiyeceklerde herşeyin diyeti bulunmaktadır. Ekmeğin, kolanın,
zeytinin, yoğurdun, peynirin, etin, herşeyin diyeti çıkmıştır.
‘Light’ adı altında marketlerde bu hafif yiyecekleri bolca bulmak
mümkündür. Bu yiyeceklerin, yağı, kalorisi düşürülmüştür. Artık
insanlar hangi yiyeceğin kalorisi çok ya da az, hangisi kolesterol
düşürücü, ona göre yiyecekleri tüketiyor.bu konuy'la alakalı linkler aşşagıdadır.
Fakat bu husus da insanlarda ayrıca bir stres yaratmaktadır. Sağlığı
düşünmeden diyet yiyecekler yemeyen insanlar sanki bir suçlu imiş
gibi davranarak, yasak yiyecekleri yemenin pişmanlığını duymakta,
sıkıntıya, bunalıma girmektedir. Neden yedim, yemeseydim diyerek
kendi kendine bu hususu bir stres kaynağı yapmaktadır. Hamur işi,
kızartma, kırmızı et gibi halkımızın çok sevdiği yiyeceklerin
sağlığa zararı artık bilinçli olarak bilinmektedir. Bu konuda
hastanelerde beslenme uzmanları, diyetisyenler bulunmakta ve
doktorlar hastalarını bunlara göndermektedirler.
Okullarımızda sağlık eğitimi gibi derslerin bulunması da bu konudaki
bilinçlenmeyi arttırmaktadır.
Sağlıklı yaşamın bir görüntüsü de hareket, beden eğitimi yapmak
biçimindeki yeni gelişmelerdir. Halkımız sporun, beden eğitiminin
sağlık açısından önemini anlamıştır. Ticari spor salonları, çeşitli
jimnastik aletlerinin varlığı, çeşitli sporların yaygınlaşması
tamamen Sağlıklı yaşam sloganına yöneliktir.
Bütün bunlara rağmen halk arasında istediğini yiyen, hiç sakınmadan
canının çektiğini yiyen kimseler de vardır. Onu yeme, bunu yeme, ne
yiyeceğiz diyerek yaşama meydan okuyan pekçok kimseler de söz
konusudur. ‘Can boğazdan gelir’ diyerek hiçbir diyeti kabul
etmezler. Eskiden böyle miydi? Atalarımız her şeyi hiç sakınmadan
yemiş, içmişler, uzun ömürlü olmuşlar. Bu konuda diledikleri gibi
yemiş içmişler. Onun için, yiyecek kısıtlamalarına boş laf
demektedirler. |
 |