Âdem Aleyhisselâm
Dâvud Aleyhisselâm
Elyesa Aleyhisselâm
Eyyub Aleyhisselâm
Harun Aleyhisselâm
Hızır Aleyhisselâm
Hud Aleyhisselâm
ibrahim Aleyhisselâm
idris Aleyhisselâm
ilyas Aleyhisselâm
Îsa Aleyhisselâm
ishak Aleyhisselâm
ismail Aleyhisselâm
işmoil Aleyhisselâm
Lokman Hekim
Lut Aleyhisselâm
Musa Aleyhisselâm
Nuh Aleyhisselâm
Salih Aleyhisselâm
Süleyman Aleyhisselâm
Şem'ûn Aleyhisselâm
Şit Aleyhisselâm
Şuayb Aleyhisselâm
Uzeyr Aleyhisselâm
Yahya Aleyhisselâm
Yakub Aleyhisselâm
Yunus Aleyhisselâm
Yusuf Aleyhisselâm
Yuşa Aleyhisselâm
Zekerriya Aleyhisselâm
Zülkarneyn Aleyhisselâm
Zülkifl Aleyhisselâm
|
YÂKÛB ALEYHİSSELÂM
Ken'an diyârında, yâni Fenike denilen sayda, Sûr ve
Beyrut ile Filistin ve Sûriye'nin bir kısmından ibâret
olan bölgede yaşayan insanlara gönderilen peygamber.
İsmi Yâkûb olup İbrânicede Saffetullah, yâni ''Allahü
teâlânın sâf ve temiz kıldığı kul'' mânâsına
gelmektedir. Diğer adı İsrâil olup ''Allah'ın kulu''
mânâsına gelmektedir. İbrâhim aleyhisselâmın küçük oğlu
olan İshâk aleyhisselâmın oğludur. Yâkûb aleyhisselâmın
on iki oğlu vardır. Bu yüzden, onun on iki oğlunun
torunlarına Beni İsrâil, yâni İsrâiloğulları
denilmiştir. Oğullarından her birinin sülâlesine ''Sıbt'',
hepsine birden torunlara mânâsına gelen ''Esbât''
denir. Sonradan Yahûdi adı verilmiştir. Yâkûb
aleyhisselâmın neslinden birçok peygamber geldi: Mûsâ,
Hârûn, Dâvûd, Süleyman, Zekeriyyâ, Yahyâ ve İsâ
aleyhimüsselâm bunlardandır. Yâkûb aleyhisselâm Şam'da
yeya Medyen'de doğdu. Onun Iys isminde bir kardeşi
vardı. Çocokluğu babasının yanında geçti. Babası İshâk
aleyhisselâm, Yâkûb aleyhisselâm için; ''Yâ Rabbi!
Neslimden peygamber geleceğini buyurmuştun. O vâdini bu
oğlumdan zuhûr ettir.'' diye duâ etti. Onun soyundan
nice peygamberler göndermesi için Allahü teâlâya
niyâzda bulundu. Yâkûb aleyhisselâm babasının
vefâtından sonra annesinin tavsiyesi üzerine Harran'da
bulunan dayısının yanına gitti. Orada uzun müddet
kaldı. Dayısının büyük kızı Leyla ile evlendi. Bu
evlilikten Rabil, Şem'ûn, Lâvi, Yehûda, İsâhar ve
Zablûn adlı oğulları ile Dinâr isimli kızı doğdu.
İbrâhim aleyhisselâmın bildirdiği dinde iki kız
kardeşle evlenmek câiz olduğundan ilk evliliğinden yedi
sene sonra dayısının küçük kızı Râhil ile de evlendi.
Bu hanımından da Bünyamin ve Yûsuf adlı iki oğlu oldu.
Belhe ve Zülfâ adlı iki câriyesi vardı. Belhe adlı
câriyeden Dân ve Neftâle, Zülfâ adlı câriyesinden de
Câd ve Âşir adlı oğulları doğdu. Böylece on iki oğlu
oldu. Kırk sene kadar dayısının yanında kalan ve ona
hizmet eden Yâkûb aleyhisselâma Allahü teâlâdan vahy
gelip Ken'an diyârı ahâlisinine peygamber olarak
vâzifelendirildiği bildirildi. Dayısından izin alarak
hanımları, oğulları ve kendisine tâbi olanlarla
birlikte Harran'dan ayrılıp Ken'an diyârına geldi ve
oraya yerleşti. Kendisi ve oğulları için evler
yapğtırdı. Bu sırada Yûsuf ve Bünyamin adlı oğullarının
annesi olan Râhil vefât etti. Yâkûb aleyhisselâm
insanları Hak dine ve tek olan Allahü teâlâya inanmaya
ve o'na ibâdet etmeye dâvet etti. Ken'an diyârı
ahâlisinden çok kimse ona imân etti. Ken'an diyârını
idâre eden Şüceym bin Dâran isimli kral, Yâkûb
aleyhisselâma karşı çıktıysa da başarılı olamadı. Yâkûb
aleyhisselâm anneleri vefât etmiş olan oğulları
Bünyamin ve hazret-i Yûsuf'u diğer oğullarından çok
seviyordu. Çünkü bu ikisi anne şefkâtinden mahrûm
kalmışlardı. Yâkûb aleyhisselâmın özellikle hazret-i
Yûsuf'a karşı aşırı muhabbeti olduğu için onu bütün
oğullarından üstün tutuyor ve yanından ayırmıyordu.
Hazret-i Yûsuf yedi yaşındayken rüyâsında on bir
yıldız, ay ve güneşin kendisine secde ettiklerini
gördü. Bu rüyâsını babasına anlattı. Rüyâ tâbirini iyi
bilen Yâkûb aleyhisselâm oğluna ileride büyük nimetlere
kavuşacağını ve kendisine peygamberlik verileceğini
söyleyerek rüyâsını kardeşlerine anlatmamasını tavsiye
etti.
Yâkûb aleyhisselâmın oğlu Yûsuf'a karşı aşırı muhabbet
göstermesini kıskanan diğer oğulları ona hased ettiler.
Hazret-i Yûsuf'u berâberce tuzak kurup onu öldürmek
istediler. Babalarından korktukları için de ne şekilde
kötülük yapacklarını tesbit edemediler. Daha sonra
kendi aralarında konuşup Yûsuf aleyhisselâmı yol
üzerindeki bir kuyuya atmayı kararlaştırdılar. Yûsuf
aleyhisselâmı babalarından alıp, berâberlerinde
götürebilmek için hileye başvurdular. Yûsuf
aleyhisselâmı alıp kıra götürdüler ve kervanların
geçtiği yolun kenârındaki bir kuyuya attılar.
Sırtındaki gömleğini çıkarıp kestikleri bir hayvanın
kanıyla boyadılar. Akşam olunca da kanlı gömleği
babalarına getirip; ''Biz kırda yarış ederken, Yûsuf'u
eşyâlarımızın yanında bırakmıştık. Onu kurt yemiş.''
dediler. Yâkûb aleyhisselâm kana bulanmış fakat hiç
yırtık ve çizgi bile olmayan gömleğe bakıp oğlu Yûsuf'u
kurt yemediğini ve onun hayatta olduğunu anladı. Diğer
oğullarına o kurdun Yûsufuma karşı şefkâti sizden
fazlaymış. Vallahi bugüne kadar bu kurt gibi yumuşak
huylu bir kurt görmedim. Oğlumu yemiş de sırtından
gömleğini bile yırtmamış. Bu söyledikleriniz yalandır.
Yûsuf'a ne ettinizse siz ettiniz. Fakat elimden ne
gelir. Benim için sabr etmekten güzel bir şey yoktur.''
dedi. İçli içli ağlayıp, kalbini Allahü teâlâya bağladı
ve oturdu. Yûsuf aleyhisselâmın ayrılığından dolayı
üzülüyor, fakat bu üzüntüsünü kimseye bildirmiyor,
hâlinden de kimseye şikâyette bulunmuyor, oğluna
kavuşacağı günü hasretle bekliyordu. Hasret ve üzüntüsü
sebebiyle ağlamasından dolayı gözlerine ak inmiş
göremez olmuştu. Atıldığı kuyudan bir kervancı
tarafından çıkarılan ve Mısır'a götürülerek bir köle
diye satılan Yûsuf aleyhisselâm, Mısır Mâliye Nâzırı
tarafından satın alındı.Mâliye Nâzırının sarayında özel
olarak büyütülen Yûsuf aleyhisselâm, Nâzırın ölümünden
sonra Mâliye Nâzırı oldu.Aldığı ekonomik tedbirler
sâyesinde, yedi sene müddetle devâm eden kıtlık
esnâsında Mısır halkının rahat va refâh içinde
yaşamasını sağladı. Yâkûb aleyhisselâm Bünyamin
dışındaki oğullarını buğday ve erzak almak üzere
Mısır'a gönderdi. Yûsuf aleyhiselâm onları tanıdı ve
ikrâmlarda bulunarak erzak verdirdi. İkinci defâ
gelişlerinde kardeşleri Bünyamin'i de getirmelerini
söyledi. Onlar da ikinci gelişlerinde Bünyamin'i
getirdiler. Kendi anne-baba bir kardeşi olan Bünyamin'i
bür tedbirle yanında alıkoydu. Yâkûb aleyhisselâmın
oğulları üçüncü defâ Mısır'a gidince Yûsuf
aleyhisselâmın kendini onlara tanıttı. Gömleğini babası
Yâkûb aleyhisselâma gönderdi. Babasına ve bütün
akrâbalarını da Mısır'a dâvet etti. Yâkûb aleyhisselâm
gömleği yüzüne gözüne sürünce gözleri açıldı. Yâkûb
aleyhisselâm oğlunun dâveti üzerine bütün akrâbasını
alarak Mısır'a gidip oğlu Yûsuf aleyhisselâma kavuştu.
Yûsuf aleyhisselâm babasına ve yanındakilere büyük
ikrâmlarda bulundu. Kardeşlerini affettiğini bildirdi.
Yâkûb aleyhisselâm oğlu hazret-i Yûsuf'a kavuştuktan
sonra oğullarıyla birlikte on seneden fazla Mısır'da
yaşadı.İyice ihtiyarlayınca oğullarını başına toplayıp,
vasiyette bulundu. Oğullarından, tek olan Allahü
teâlâya ibâdet edeceklerine dâir söz aldıktan sonra
vefât etti.Oğulları cenâze namazını kıldılar. Vasiyeti
üzerine Kudüs yakınlarındaki Halil-zr- Rahmân'da
bulunan babsı İshak aleyhisselâmın yanına defnedildi.
Rivâyete göre burada dört kabir vardır. Bunlar İbrâhim
aleyhisselâma, İshâk aleyhisselâma, Sâre validemize ve
Yâkûb aleyhisselâma âittir.
Yâkûb aleyhisselâm Allahü teâlânın seçtiği, kendi
zamânında yaşayan insanların sûret (görünüş) ve siret
(huy ve yaşayış) yönünden en üstünüydü. Buğday benizli,
uzun boylu, nâzik yapılı bir bedene sâhipti. Babası,
İshâk aleyhisselâm gibi halim selim, yumuşak huylu,
doğru sözlü, kerim ve cömertti. Kur'ân-ı kerimde Yâkûb
aleyhisselâmın, dinde kuvvetli olduğu, ihlâs sâhibi
olduğu, sâlihlerden olduğu, seçkin ve
hayırlıkimselerden olduğu ve rüyâ tâbirini iyi bildiği
açıklanmıştır. Yâkûb aleyhisselâmın beş çeşit mûcizesi
vardı:
Mucizeleri:
1-Duâsı bereketiyle bir koyunun karnından dört kuzu
doğmuştu. Bir kavim gelip, Ey Allah'ın peygamberi,
geçen sene koyunlarımız hiç doğurmadı. Cenâb-ı Hakka
duâ ediniz, hem bu seneki, hem degeçen seneki kuzuları
birden versin, diye ricâ ettiler. Yâkûb aleyhisselâm
duâ edince, her bir koyundan dörder tâne doğmak
sûretiyle koyunları çoğaldı.
2- Sesi sürekli olup, üç konaklık yerden bile
duyulurdu. Düşman askerine bağırdığı zaman
korkularından hep kaçarlardı.
3-Hazret-i Yâkûb'un attığı şey, pek uzaklara giderdi.
Oğullarını Amâlika kavmiyle muhârebeye gönderince,
muhâbere esnâsında Yehûda adlı oğlunun, süngü ve
mızrakla silâhı parçalanmıştı. Yehûda, silâhım kırıldı
babacığım, bir silâh gönderiniz, diye seslendiği anda,
hazret-i Yâkûb işitip, bir dağ başından önceki gibi bir
silâh attı ve seslendi. Yehûda sesini işitip, silâhı
aldı ve hemen düşmana saldırdı ve gâlip geldi. Halbuki
aralarında 360km'lik mesâfe vardı.
4-Yâkûb aleyhisselâmın duâsı bereketiyle büyük ve küçük
dağlar yerlerinden kalkmışlardır. Ken'an ahâlisini dine
dâvet ettiği vakit, orada bulunup, yörenin iki tarafını
darlaştıran dağların başka yere naklolunmasıyla,
yerlerinin geniş bir saha olmasını istemişlerdi. Yâkûb
aleyhisselâm duâ edince, murâdları hâsıl olup, yerleri
geniş ve düzlük olup havası da gâyet güzel olarak
Hicaz'da en güzel yer olarak tanınmıştır.
5-Ken'an ahâlisini imâna davet ettiği vakit,
oturdukları yerlerde bulunan dağlık ve taşlık yerlerin,
bütün tepe vetaşların toprak olmasını teklif
etmişlerdi. Yâkûb aleyhisselâm duâ edince, diledilkeri
gibi olmuştur.
Yâkûb aleyhisselâmın en büyüğü Rabil olmak üzere Şem'un,
Lâvi, Yehûda, Zablun (Yâlun), İsâhar,Dân, Neftâli, Âşir,
Cad, Yûsuf ve Bünyamin adlı on iki oğlu vardı.
İsrâiloğulları bu on iki oğlunun neslinden
çoğalmışlardır. Yûsuf aleyhisselâmdan sonra akılca en
üstün olan Yehû danın neslinden Dâvûd aleyhisselâm ve
Beni İsrâil (İsrâiloğulları) hükümdarları gelmiştir. Bu
sebeble İsrâiloğullarına gönderilen peygamberlerin çoğu
da Yûsuf aleyhisselâmın neslindendir. Kur'ân-ı kerimde
zikr edilen Tâlût da Bünyamin'in neslindendir. Kur'ân-ı
kerimde Yûsuf sûresinde ve Bakara sûresi 132, 133, 140;
Âli imrân sûresi 84, 93; Nisâ sûresi 163; En'âm sûresi
84; Hûd sûresi 71; Meryem sûresi6, 49, 58'inci
âyetlerinde Yâkûb aleyhisselâmdan ve faziletlerinden
bahsedilmektedir. |