Âdem Aleyhisselâm
Dâvud Aleyhisselâm
Elyesa Aleyhisselâm
Eyyub Aleyhisselâm
Harun Aleyhisselâm
Hızır Aleyhisselâm
Hud Aleyhisselâm
ibrahim Aleyhisselâm
idris Aleyhisselâm
ilyas Aleyhisselâm
Îsa Aleyhisselâm
ishak Aleyhisselâm
ismail Aleyhisselâm
işmoil Aleyhisselâm
Lokman Hekim
Lut Aleyhisselâm
Musa Aleyhisselâm
Nuh Aleyhisselâm
Salih Aleyhisselâm
Süleyman Aleyhisselâm
Şem'ûn Aleyhisselâm
Şit Aleyhisselâm
Şuayb Aleyhisselâm
Uzeyr Aleyhisselâm
Yahya Aleyhisselâm
Yakub Aleyhisselâm
Yunus Aleyhisselâm
Yusuf Aleyhisselâm
Yuşa Aleyhisselâm
Zekerriya Aleyhisselâm
Zülkarneyn Aleyhisselâm
Zülkifl Aleyhisselâm
|
ÎSÂ ALEYHİSSELÂM
İsrâiloğullarına gönderilen ve Kur'an-ı kerim'de ismi bildirilen
peygamberlerden.Peygamberler arasında en yüksekleri olan ve
kendilerine Ülülazm denilen altı peygamberin beşincisidir.Annesi
hazret-i Meryem'dir.Allahü teâlâ onu babasız yarattı.Kudüs'te
doğdu.Otuz yaşında peygamber oldu.Kendisine İncil adlı kitab
gönderildi.Otuzüç yaşında diri olarak göğe kaldırıldı.Kıyâmete
yakın yeryüzüne tekrar inecektir.
Îsâ aleyhisselâmın annesi Meryem Hâtun,Süleyman aleyhisselâmın
neslinden sâlihâ ve temiz bir hanımdı.Hazret-i Meryem,onbeş yaşına
geldiği zaman,Yûsuf-i Neccâr isminde biriyle nişanlanmıştı.Fakat
onunla evlenmeden Allahü teâlâ,hazret-i Meryem'e babazız olarak bir
çocuk vereceğini müjdeledi.Hazret-i Meryem,Allahü teâlânın emri ve
kudretiyle Îsâ aleyhisselâma hâmile oldu. Bundan bir müddet
sonra,normal olarak hâmilelik hâlleri görülmeye başlandı.Bu hâlleri
gören Îsrâiloğulları,dedikodu yapmaya başladılar.Çeşit çeşit
iftirâda bulunup akla gelmeyecek,ağıza alınmayacak şeyler
söylediler.Bu dedikodulara tahammül edemeyen hazret-i
Meryem,Kudüs'ün 10km kadar güneyindeki sâkin bir kasaba olan Beyt-i
Lahm'e çekildi.Her şeyin Allahü teâlânın takdîri ve dilemesiyle
olduğunu düşünerek,insanların kendi hakkındaki sözlerine
sabretti.Îsâ aleyhisselâmın doğumu yaklaştığı sırada,bulunduğu
yerin bahçesinde yürürken kurumuş bir hurma ağacının altına
geldi.Doğum sancıları şiddetlendiğinden bu ağaca
yaslandı.Yaslandığı kuru hurma ağacı yeşillendi.Mevsim kış olduğu
hâlde meyve verdi.Ayağının altında küçük bir su kanalı akmaya
başladı.Bu hâl,hazret-i Meryem'i tesellî etti.Bu sırada hazret-i
Îsâ dünyâya geldi.Îsâ aleyhisselâm doğduğu zaman,doğudaki ve
batıdaki bütün putlar yıkılıp,yere döküldü.Şeytanlar bu duruma
şaştılar.Nihâyet büyükleri olan İblîs,onlara Îsâ aleyhisselâmın
dünyaya geldiğini haber verdi.O doğunca gökte büyük bir yıldız
göründü.
Hazret-i Îsâ'nın doğduğunu öğrenen İsrâiloğulları,Beyt-i Lahm 'e
geldiler. Hazret-i Meryem'in kucağında yeni doğmuş çocuğu görünce;
"Ey Meryem!Bu nedir? Gerçekten çok çirkin bir iş yapmış olarak
geldin.Sen pek genç,fakat kocası olmayan bir kız olduğun hâlde bu
çocuğu nereden aldın? Bu ne acâip ve ne şaşılacak bir hâldir?"
dediler.Hezret-i Meryem,bütün söylenilenleri sabırla dinledi.Hiç
cevap vermedi.Ancak; "İşin hakîkatini size o haber versin.Siz
onunla konuşun.Ondan sorup anlayın!" mânâsına kundakta bulunan
hazret-i Îsâ'yı işâret etti. Onlar kundakdaki çocuğun
konuşamayacağını söyleyince,kundakta bulunan hazret-i Îsâ elini
kaldıraarak cevap verdi ve dedi ki: "Ey câhiller! Benim yüksek
şânıma taarruz etmeyiniz ve annemi ayıplamayınız.Muhakkak ki ben,Allahü
teâlânın kuluyum. O,bana kitap verip,beni peygamber kılacaktır.Her
nerede olsam beni mübârek kıldı ve hayatta olduğum müddetçe namaz
kılmamı ve zekât vermemi emretti.Beni anneme hürmetkâr kıldı...
Doğduğum günde,öleceğim günde ve diri olarak kabrimden
kaldırılacağım günde selâm benim üzerimedir." dedi.Hazret-i Îsâ'nın
kundakta konuşmasına hayret eden İsrâiloğulları,dillerini yutmuş
gibi oldular.Hiçbir şey söyleyemediler.Buna rağmen dedi-kodu
yapmaktan,çeşit çeşit iftirâlarda bulunmaktanda geri durmadılar.
Roma imparatorunun Şam vâlisi,babazız doğduğu için ikisini öldürmek
istedi.Annesi onu alarak Mısır'a götürdü.Hazret-i Îsâ oniki yaşına
gelinceye kadar Mısır'da kaldılar.Sonra tekrar Kudüs'e gelerek
Nâsıra şehrine yerleştiler.Otuz yaşına girince,Hak teâlâ tarafından
peygamber olduğu bildirildi.Peygamberlik emri bildirilince,hemen
tebliğe başladı.İnsanların Allahü teâlâya inanmalarını ve O'nun
emirlerini yapıp yasaklarından sakınmalarını ve isyânda
bulunmamalarını istedi.İsrâiloğulları bu dâveti kabul etmediler.Îsâ
aleyhisselâm inanmayanlara mûcizeler gösterdi.Îsâ aleyhisselâm var
gücüyle gayret göstermesine rağmen,pek az kişi inandı.İsrâiloğulları
ona îmân etmedikleri gibi,dâvetine karşı çıktılar ve günden güne
hırçınlaştılar.Îsâ aleyhisselâmın yumuşaklığını görerek
inanmadılar.Hattâ daha da ileri giderek hazret-i Îsâ'yı öldürmeye
teşebbüs ettiler.Bunun üzerine hazret-i Îsâ, kendisine îmân edenler
arasından seçtiği havârî adı verilen oniki kişiden Allahü teâlâya
îmân ve ibâdet edeceklerine ve kendisine yardımcı olacaklarına dâir
söz aldı.
Yahûdîlerden bir topluluk Îsâ aleyhisselâm ve annesi hazret-i
Meryem'e dil uzattılar.Îsâ aleyhisselâm bunu duyunca,onlar hakkında
bedduâda bulundu.Allahü teâlâ bu duâyı kabul edip,hazret-i Îsâ'ya
ve annesine dil uzatanları maymun ve domuza çevirdi. Bu durumu
gören Yahûdîler,hâdiseyi aralarında görüştüler.Hepsi hazret-i
Îsâ'yı öldürmek üzere anlaştılar.Hazret-i Îsâ'yı aramaya
başladılar.Roma İmparatoru'nun Kudüs Vâlisi Jones Pilot'u
kandırıp,Îsâ aleyhisselâmın Roma İmparatorluğu aleyhinde
bulunduğuna ve Filistin'de yeni bir hükümek kurmaya çalıştığına
inandırdılar.Hazret-i Îsâ,son defâ olarak Havârileri ile bir gece
gizlice sohbet etti ve onlara "Horoz ötmeden (yani sabah olmadan)
sizin biriniz beni inkâr edecek ve pek az paraya satacaktır."
dedi.Hakikâten Yahuda isimli Havârî,sabah olmadan Yahûdîlerden bir
miktar para alıp,hazret-i Îsâ'nın yerini haber verdi.
Îsâ aleyhisselâmı yakalamak için Yahûdîlerle berâber eve girince,Allahü
teâlâ Yehûdâ'yı Îsâ aleyhisselâma benzetti.Yahûdîler de onu Îsâ
aleyhisselâm diye yakaladılar ve haça (çarmıha) gerip asarak
öldürdüler.Allahü teâlâ,Îsâ aleyhisselâmı göğe kaldırdı.Îsâ
aleyhhisselâm bu sırada otuzüç yaşındaydı.Îsâ aleyhisselâm göğe
çıkarıldıktan kırk sene sonra,Romalılar Kudüs'e hücum
etti.Yahûdîlerin çoğunu öldürüp,bir kısmını esir ettiler.Şehri
yağmaladılar.Kitaplarını yaktılar.Îsâ aleyhisselâma yaptıklarının
cezâsı olarak,hakîr ve zelîl oldular.Hiristiyanlar,Îsâ
aleyhisselâmın haça gerilip orada öldüğüne,fakat sonra dirilip göğe
çıktığına inanırlar.Müslümanlar ise,Îsâ aleyhisselâmın haça
gerilmediğine doğrudan doğruya göğe kaldırıldığına inanırlar.Bu
husus Kur'ân-ı kerîm'de Nisâ sûresi 158. âyetinde meâlen şöyle
bildirildi: "Onu asmadılar,onu öldürmediler. Bilakis Allahü teâlâ
onu katına yükseltti..."
Ayrıca hadîs-i şerîflerde buyruldu ki:"Îsâ (aleyhisselâm)
ölmemiştir.O kıyâmetten önce size dönecektir.", "Ben Meryem oğlu
Îsâ'nın (aleyhisselâm) dünya ve âhirette en yakınıyım.","Benimle
Îsâ (aleyhisselâm) arasında başka bir peygamber yoktur."
Allahü teâlâ,Îsâ aleyhisselâmı 33 yaşında İdris aleyhisselâm gibi
göğe kaldırdı.İnsanları üç sene dîne dâvet etti.Vasiyeti üzerine
Havârileri etrafa dağıldılar.Îsevîliği insanlara anlatmaya
başladılar.Bu hak dînin yayılması 80 sene sürdü.Sonra Hıristiyanlar
sapıklığa düştüler.İncil'i değiştirdiler.Nasıl ki Yahûdîler
hazret-i Meryem ve hezret-i Îsâ'ya iftirâ ettilerse,Hıristiyanlar
da onun hakkında üç yanlış inanca saplandılar.
Bir kısmı,"Meryem oğlu Îsâ Allah'tır." dedi.Bazıları,"Allahın
oğludur." dedi.Bir başka grup da;"Baba,oğul ve rûhül-kudüs'ten
biridir" dedi.
Îsâ aleyhisselâm hiç evlenmemiş.Dünyâya kıymet vermemiştir.Kıyâmete
takın Şam'da Ümeyye Câmiinin minâresine inecek,evlenecek,çocukları
olacaktır.Hazret-i Mehdî ile buluşacak,40 sene yaşayıp,Medîne'de
vefât edip,Peygamberimizin kebrinin bulunduğu hücre-i saâdete
defnedilecektir.İslâm dîninin hükümlerine tâbi olacak,ictihâd
edecektir.
Avrupa kitaplarında Eflâtun'un mîlattan 347 sene önce öldüğü
yazılıdır.Îsâaleyhisselâm gizli dünyâya gelip,dünyâda az kalıp göğe
çıkarıldığından ve kendisini ancak oniki havârî bilip,Îsevîler az
ve asırlarca gizli yaşadıklarından mîlât,yâni noel gecesi doğru
anlaşılmamıştır.Mîlâdın,birinci kânunun (Aralık) yirmi beşinde veya
ikinci kânunun (Ocak) altıncı veya başka gün olduğu sanıldığı gibi,bugünki
mîlâdisenenin beş sene az olduğu çeşitli dillerdeki kitaplarda
yazılıdır.O halde mîlâdi sene doğru ve kat'î olmayıp,günü de senesi
de şüpheli ve yanlıştır.İmâm-ı Rabbânî'nin (kuddise sirruh) ve
Burhan-ı Kâtı'nın bildirdiklerine göre,Yunan filozofu Eflatun
(Platon) Îsâ aleyhisselâm zamanında yaşamıştır.Buna göre mîlâdi
takvim 300 seneden fazla olarak noksandır ve Îsâ aleyhisselâm ile
Muhammed aleyhisselâm arasındaki zaman bin seneden az değildir.
Îsâ (aleyhisselâm) peygamberliği îcâbı mûcızeler
gösterdi.Mûcizeleri dokuz çeşitti:
1. Beşikteyken konuştu.
2.Ölüleri diriltirdi.Bilhassa dört ölüyü dirilttiği
meşhurdur.Bunlar Sam bin Nûh,Şeddad bin Âd,Mâsân bin Mâlân ve Beni
İsrail'den bir çocuktur.
3.Anadan doğma kör olanları sağlamlar gibi gödürür,bir cilt
hastalığı olan baras illetini iyi ederdi.Eliyle hastaya
dokunguğunda iyi olurdu.Eliyle mesh etmek sûretiyle hastaları
tedâvi ettiği için kendisine Îsâ-i Mesih dendi.(Mâide sûresi:110)
4.Âl-i İmrân sûresi 49. âyetinde bildirildiği gibi kavminin
yedikleri veya yemek üzere sakladıkları şeyleri haber verdi.
5.Mâide sûresi 110. âyetinde bidirildiği gibi çamurdan kuş yapıp
üzerine üfleyince,Allahü teâlânın izniyle canlanıp kuş olurdu.
6.Mâide sûresi 114. âyetinde bildirildiği üzere Havârîler,içinde
yiyecek bulunan bir sofranın indirilmesini teklif ettiler.Hazret-i
Îsâ ellerini kaldırıp duâ edince,ekmeği ve eti bulunan bir sofra
indi.
7.Îsâ aleyhisselâm uykudayken yanında her konuşulanı ve yapılanı
bilirdi.
8.Ne zaman istese ellerini göğe kaldırıp duâ edınce o anda yemek ve
meyveler önüne gelirdi.
9.Îsâ aleyhisselâm Yahûdîlerden (Benî İsrâil) uzak olduğu hâlde
sözlerini ve gizli hallerini bilirdi.
Îsâ aleyhisselâmın dîni;Îsevîlik:
Mûsâ aleyhisselâmın dîni,Îsâ aleyhisselâmın zamânına kadar devâm
etti.Fakat,Îsâ aleyhisselâm gelince,bunun dîni olan Îsevîlik Mûsâ
aleyhisselâmın dînini nesh etti,yâni Tevrat'ın hükmü kalmadı.Bundan
sonra,Mûsâ aleyhisselâmın dînine uymak câiz olmayıp,tâ Muhammed
aleyhisselâmın dîni gelinceye kadar,Îsâ aleyhisselâmın dînine uymak
lâzım oldu.Fakat,İsrâiloğullarının çoğu Îsâ aleyhisselâma îmân
etmeyip,Tevrat'a uymak için inâd etti.Yahûdîlik ile Îsevîlik
böylece ayrıldı.
Yahûdîlerin ileri gelenlerinden ve Îsevîlerin en büyük
dğşmanlarından olan Paul,Îsevîliği kabul ettiğini,Îsâ
aleyhisselâmın kendisini,Yahûdî olmayan milletleri Îsevîlere dâvet
için şâkirt (talebe) tâyin ettiği yalanını uydurdu.İsmini Pavlos (Bolüs)
olarak değiştirdi.Çok iyi bir Îsevî görünerek,Îsâ aleyhisselâmın
dînini bozdu.Tevhidi (tek Allah inancını),teslise (üç tanrı
inancına= Baba-oğul-kutsal rûh);Îsevîliği Hıristiyanlığa
çevirdi.İncil'i değiştirdi.Îsâ Allah'ın oğludur,dedi...
Îsâ aleyhisselâmın hikmetli sözlerinden bâzıları:
"Dünyâ sevgisi bütün kötülüklerin başıdır.Gözde bakışı,kalpte
şehveti büyütür.(İnsanı açgözlü doymez eder.) Yemin edeim ki,
şehvet (nefsin isteklerine uymak),sâhibine uzun süren sıkıntı
bırakır.Dünyâdan geçmeye bakın.Tâmiri ile uğraşmayın."
"Dünyâyı isteyen deniz suyu içene benzer.Ne kadar içerse,harâreti o
kadar artar ve nihâyet ölür."
"Günâhlarını hatırladığı zaman ağlayana,dilini koruyana ve başını
sokacak kadar evi olana müjdeler olsun."
Allah katında en sevgili şey,sâlih kalplerdir.Allahü teâlâ onların
hürmetine dünyâyı yaşatır.Onlar bozulunca yeryüzünü harâb eder."
"Ağaçlar çoktur,ama hepsi meyve vermez.Meyveler çoktur ama,hepsi
tatlı değildir.İlimler çoktur ama hepsi faydalı olmaz."
"Sağırı,dilsizi tedâvi ettim,ölüyü dirilttim.Fakat celh-i
mürekkebin (câhilliği ilim ve olgunluk sanak) ilâcını
bulamadım.(Çünkü böyle kimse câhilliğini ilim ve kemâl sanmaktadır)
Kur'ân-ı kerîm'in Bakara,Âl-i İmrân,Nisâ,Mâide,Tevbe,Meryem,Mü'münûn,.Zuhruf,Hadîd,Sâf
sûrelerinde Îsâ aleyhisselâmla ilgili haberler verilmiştir.
HAZRETİ İSA VE HAVARİLERİ (2)
Isa aleyhisselâm otuz yaşında iken İsrail Oğullarına peygamber
olarak vazifelendirildi. Hazreti Allah bu büyük peygamberinin
gelişini Kur'ân'ında meâlen şöyle beyan ediyor:
«Habîbim, Meleklerim Meryem'e şöyle dediklerini de an: Ey Meryem!
Allah sana kendi tarafından bir kelime, bir mucize olarak vücud
bulacak bir çocuk müjdeler. Onun adı Meryem oğlu Mesîh isa'dır. Bu
çocuk sana dünyada ve âhirette şerefli ve Allah'a yakınlardan
olarak verildi. O, beşikte iken mucize olacak ve yaşı kemâle erince
peygamberlik iktizasınca halka hitâb edecek, aynı zamanda
sahillerden olacak. Meryem:
-Rabbim! Benim için bir çocuk nasıl
olabilir ki, bana hiç bir insan dokunmadı ? diye cevap verdi.
Allahü Teâlâ:
-Hakîkaten öyledir. Ancak Allah neyi
dilerse onu yaratır. O bir şeyi murad edince ona, sâde: Ol! der, o
da hemen oluverir. Hem Allah ona yazı öğretecek ve eşyaya vukuf,
Allah'a ibâdet öğretecek. Tevrat ve incil öğretecek, İsrail
Oğullarına da yüce bir peygamber kalacak. Bu suretle ki, İsa
onlara: Ben size Rabbiniz tarafından peygamberlik deliliyle geldim.
Emin olunuz ki, ben size çamurdan kuş kılığı gibi bir şey düzerim
ve içine liflerim de Allah'ın izniyle derhal bir kuş oluverir. Yine
Allah'ın izniyle anadan doğma körü ve abraşı iyi ederim, ölüleri de
diriltirim. Evlerinizde ne yiyor ve ne biriktiriyorsanız size haber
veririm. Ey İsrail Oğulları! Eğer siz imân etmek isterseniz bu
haber verdiğim mucizelerde elbette size kanaat verecek kat'î bir
delil vardır.»
Hazreti isa'nın ilk imân eden seçkin talebelerinden on iki kişilik
ve kendilerine «havariler» denilen bir grup vardı kî, bunlar
Allah'ın dinini yaymak için yer yüzüne dağılmışlardı. Kendilerine
«İsa'nın Elçileri» de denilirdi. Hazreti İsa bunları yer yüzüne
yaymıştı ki, Batris ve Pavlos Roma'ya, Endiravs ve Mettâ ahalisi
insan yiyen arza, Bukas Babil'e, Filibs Kartaoa yani Afrika'ya,
Yuhanna Eshâbı Kehf'in köyü olan Efsus'a iki Yakublar Beyt-i
Makdis'e, Ibni Büleymin Hicaz arzına, Testemir Berber arzına ve
havalisine vazifelendirilmişti. İsimlerde rivayetlere göre
değişiklikler vardır.
Mettâ incil'inin onuncu babında havariler hakkında şöyle
denilmektedir:
«Ve (Hazreti İsa) on iki talebesini yanına çağırıp temiz olmayan
ruhlar üzerine onları çıkarmaya ve her hastayı, her hastalığı
gidermeye dair onlara kudret verdi. O gönderilen on ikilerin
isimleri şunlardır: Eatris ismi verilen Şem'un ile kardeşi Endravs,
Zibidi oğlu Yakub ile kardeşi Yuhanna, Filibs, Bertolmavs Torna,
gümrükçü Mettâ, Halfi oğlu Yakub Tedavs lakaplı Lebaüs Fanvi Şem'un
ve onu ele veren Isharyoti Yehudâ, İsa bu on ikileri gönderip
onlara tenbih ederek dedi ki:
-Taiflerin yoluna gitmeyiniz ve
Samirîlerin bir şehrine girmeyiniz. Bundan ise İsrail beytinin
kaybolmuş koyunlarına varınız ve vardığınız zaman da «Melekûtüssemavât
yaklaşmıştır» diye vaaz ediniz, hastalara şifâ veriniz.
Cüzzamlıları temizleyiniz, cinleri çıkarınız, karşılıksız
aldığınızı karşılıksız veriniz. Kemerlerinizde ne altın, ne gümüş,
ne bakır ve yol için ne dağarcık, ne entari, ne ayakkabıları, ne de
âsâ temin etmeyiniz. Zira işçi kendi yiyeceğine lâyıktır. Hangi
şehire ve köye giderseniz onda kimin lâyık olduğunu sorup,
çıkıncaya kadar orada kalınız ve haneye girdiğinizde ona selâm
veriniz. Eğer o haneye lâyık ise selâmınız onun üzerine gelsin ve
eğer lâyık değilse selâmınız size geri dönsün ve sizi her kim kabul
etmeyip sözlerinizi o haneden yahud o şehirden çıktığınızda
ayaklarınızın tozunu silkiniz. Hakikaten ben size derim ki, ceza
gününde Sedum ve Gamure diyarının hali o şehrin halinden ehven
olur. İşte ben sizi koyunlar gibi kurtlar arasına gönderiyorum.
Şimdi yılanlar gibi akıllı güvercinler gibi sâdedil olunuz, ancak
adamlardan sakınınız. Çünkü sizi millet meclislerine teslim edîp
Sinagoglarda dövecekler, hem de benim için onlara ve taifelere
şehadet olmak üzere hâkimler ve hükümdarlar huzuruna
çıkarılacaksınız. Şimdi sizi teslim ettikleri zaman nasıl ve ne
söyleyelim diye endişe etmeyiniz. Çünkü ne söyleyeceğiniz size o
saatte verilecektir. Zira söyleyenler siz değilsiniz, sizde
söyleyen pederinizin ruhudur. Ve kardeş kardeşi, peder evlâdı ölüme
teslim edecek ve evlâd anne - baba aleyhine kalkışıp onları
öldürecekler ve ismim için cümle tarafından buğz olunacaksınız.
Ancak kim sonuna kadar tahammül ederse o halâs bulacaktır. Size bir
şehirde tecavüz ettikleri takdirde diğerine firar ediniz. Çünkü
hakikaten size derim ki, insanoğlu gelinceye kadar İsrail
şehirlerinin devrini tamamlayacakdınız. Talebe muallimine ve kul
efendisine üstün değildir. Talebeye muallimi gibi ve kula efendisi
gibi olmak kâfidir. Hane sahibine balezbul dedikleri halde onun
hanesi halkına ne kadar ziyade diyeceklerdir. Şimdi onlardan
korkmayınız. Çünkü keşfolunmayacak gizlilik ve bilinmeyecek gizli
bir şey yoktur. Size karanlıkta dediğimi aydınlıkta söyleyiniz ve
kulağınıza söyleneni damlar üzerinde ilân ediniz ve canı öldürmeye
kaadir olmayıp cesedi öldürenlerden korkmayınız. Lâkin hem canrhem
de cesedi Cehennem'de helak etmeye kaadir olandan korkunuz. .»
Hazreti isa'nın İsrail Oğullarını ve diğer kavimleri irşad için bir
çok mucizeler göstermesine rağmen, onlar Hazreti Zekeriyya ve
Hazreti Yahya'dan sonra bu yüce peygamberi de ortadan kaldırmak
için suikast plânlan hazırlıyorlardı. İsa aleyhisselâm bu durumdan
haberdar bulunuyordu, ancak ilâhî emrin tecellîsini beklemekteydi.
Ibn-i Abbas'tan nakledilen bir rivayete göre, Allahü Teâlâ Isa
aleyhısselâmı bu zalimlerin elinden Semâya ref'etmek murad ettiği
vakit, Hazreti Isa eshabına çıktı. Onlar on iki kişi bir evde
bulunuyorlardı.
Allah'ın Resulü o evde bir menbâdan onların karşısına çıktı,
başından su damlıyordu da:
-içinizden birisi yakında bana on iki
defa küfredecek, dedi. Sonra da benim benzerim kendi üzerine
bırakılıp da benim yerime katlolunacak ve benimle beraber benim
derecemde bulunacak hanginiz? diye sordu. Yaş bakımından en
tazelerinden bir genç «ben! dedi. Ona «otur!» dedi. Sonra yine aynı
şeyi tekrarladı, yine o genç kalkıp «ben!» dedi. Hazreti îsa da
«Evet, sen o benim dereceme ulaşacak olansın!» dedi. Bunun üzerine
o gence Hazreti îsa'nın benzeri bırakıldı ve îsa aleyhisselâm
evdeki bir pencereden Semâya ref'olundu. Derken Yahudilerden
Hazreti îsa'yı öldürmek için arayanlar geldi ve onun benzerini
tutup öldürdüler, çarmıha gererek idam ettiler. Bazıları Hazreti
isa'ya imân etmiş iken on iki defa inkâr ettiler
Bu hususta muhtelif rivayetler vardır, ancak kat'î olan Hazreti
isa'nın kâfirler tarafından katlolunmayıp Semâ'ya ref'olunduğu ve
düşmanlarının bu işi yapmaları hususunda bir benzetme ve şüpheye
düşmüş olmalarıdır. Hakikatini Allah bilir.
Havarilerin dinî tebliğleri üzerine İsrail Oğullarından bir taife
imân şerefine erişti ve dine yardımcı oldu. Diğer bir taife de
küfre dalıp gitti. Neticede Allahü Teâlâ imân edenleri,
düşmanlarına karşı kuvvetlendirdi.
Hıristiyanlar Hazreti Isa hakkında «ilâh, Allah'ın oğlu ve teslis =
üçleme akidesi» gibi müfrit telâkkilere saplanmışlardır ki Allahü
Teâlâ bunu Yüce Kitabında meâlen şöyle beyan buyurmaktadır: «Ey
incil'e imân edenler, dininizde hadden aşırı gitmeyiniz!. Ve
Allah'a karşı haktan başka şirk ifade eden sakın bir şey
söylemeyiniz. Hakikat şudur ki: Mesih, Allah değil Meryem'in oğlu
isa'dır, Allah'ın Resulü, Allah'ın tekvini bir emirle Meryem'in
rahmine bıraktığı bir kelimesi ve Allah'dan sadır olan «Ol!»
emriyle vücud bulmuş bir ruhtur. Şu halde ey îsa ümmeti! Siz
Allah'ın birliğine ve O'nun Peygamberlerine inanınız da, üçtür
demeyiniz! Teslisten çekininiz! Sizin için çok hayırh olan Tevhide
inanınız! Hiç şüphe etmeyiniz ki, Allah, bir tek ilâhtır. O'nu,
oğul sahibi olmaktan tenzih ederim. Göklerde ve yerde her ne varsa
hep O'nundur. Bunları idare etmeye Allah'ın gücü yetişir! Oğulun,
uşağın yardımına muhtaç değildir, Mesih ise Allah'ın kulu olmaktan
ebedî arlanıp çekinmezler. Allah'a yakın olan Melekler de kulluktan
çekinmezler. Şimdi her kim Allah'a kulluktan çekinir de
kibirlenirse, iyi bilmelidir ki, Allah yarın onları toptan divânına
toplayacaktır.»
Teslis, Hıristiyanlığın üç ilâh kabul etme akîdesidir ki, bunlar:
Allah, Mesih ve Meryem'dir. Tevhidin, birliğin zıddı olup açık bir
şirktir. Daha sonra buna felsefî bir şekil verilerek: Baba, Oğul,
Rûhü'l Kudüs; yahut Uknum olarak te'vil ile bir cevhere irca
etmişlerdir ki, bu da te'villi bir şirktir. Yine Kur'ân-ı Kerim'e
kulak verelim:
Hazreti Allah İsa aleyhisselâm'a:
-Ey Meryem oğlu İsa! «Beni ve anamı,
Allah'dan başka iki ilâh tanıyınız,» diye halka sen mi söyledin.?
diye sorduğu zaman Isa:
-Allah'ım! Seni şirkten tenzih ederim,
ulûhiyet ibadet ortağından uzak tutarım. Kendim için hak olmayan
bir sözü söylemekliğim bana düşmez. Şayet onu ben söylemiş olsam
gereği gibi onu bilmiş olacaksın. Sen, benim gönlümdeki saklı şeyi
bilirsin, halbuki ben zâtindekini bilmem. Çünkü Allah'ım! Sen,
bütün gayıpları bilirsin. Ben onlara yalnız bana söylenümesini emir
buyurduğun şeyi söyledim. Benim Rabbim, sizin de Rabbiruz olan
Allah'a ibadet ediniz! dedim. Ben içlerinde bulunduğum sürece onlar
üzerinde dikkatli bir murâkıb oldum, müşrikçe sözlerden
uzaklaştırdım. Ne zaman ki beni içlerinden Semâ'ya aldın,
üzerlerinde yalnız Sen murâkıb bulundun. Sen de her şeye tamamiyle
şahiddin! Onların hallerine, sözlerine vâkıfsın! Şimdi eğer onlara
azâb edersen, itiraz edilmez. Çünkü onlar şüphesiz kullarındır.
Eğer mağfiret edersen, bu âciz sayılmaz. Çünkü Sen elbette
Azîz'sin, Hakîm'sin!»
(Mâide, Nisa ve Âl-i İmran Sûreleri) |