Âdem Aleyhisselâm
Dâvud Aleyhisselâm
Elyesa Aleyhisselâm
Eyyub Aleyhisselâm
Harun Aleyhisselâm
Hızır Aleyhisselâm
Hud Aleyhisselâm
ibrahim Aleyhisselâm
idris Aleyhisselâm
ilyas Aleyhisselâm
Îsa Aleyhisselâm
ishak Aleyhisselâm
ismail Aleyhisselâm
işmoil Aleyhisselâm
Lokman Hekim
Lut Aleyhisselâm
Musa Aleyhisselâm
Nuh Aleyhisselâm
Salih Aleyhisselâm
Süleyman Aleyhisselâm
Şem'ûn Aleyhisselâm
Şit Aleyhisselâm
Şuayb Aleyhisselâm
Uzeyr Aleyhisselâm
Yahya Aleyhisselâm
Yakub Aleyhisselâm
Yunus Aleyhisselâm
Yusuf Aleyhisselâm
Yuşa Aleyhisselâm
Zekerriya Aleyhisselâm
Zülkarneyn Aleyhisselâm
Zülkifl Aleyhisselâm
|
ÂDEM ALEYHİSSELÂM
Yeryüzünde yaratılan ilk insan ve ilk peygamber,bütün insanların
babası. Allahü teâlânın emri ile melekler çeşitli memleketlerden
topraklar getirdiler. Çeşitli memleketlerden getirilen toprakları
melekler su ile çamur yapıp insan şekline koydular. Bu şekilde
Mekke ile Tâif arasında kırk yıl yatıp "salsâl" oldu yâni pişmiş
gibi kurudu. Önce Muhammed aleyhisselâmın nûru alnına kondu. Sonra
Muharremin onuncu Cumâ günü rûh verildi. Her şeyin ismi ve faydası
kendisine bildirildi. Boyu ve yaşı kesin olarak bildirilmedi.
Allahü teâlânın emri ile bütün melekler Âdem aleyhisselâma karşı
secde ettiler. Uzun zaman meleklerin hocalığını yapmış olan İblis,
kibirlenip bu emre karşı geldi ve Âdem aleyhisselâma karşı secde
etmedi. "O çamurdan yaratıldı, ben ise ateşten yaratıldım. Ondan
üstünüm." iddiâsında bulundu. İblis (şeytan) kendini üstün görüp,
kibirlenerek Allahü teâlânın emrine uymayınca gadab-ı ilâhiyyeye
uğradı ve Cennet'ten kovuldu. Âdem aleyhisselâm kırk yaşındayken
Firdevs adındaki Cennet'e götürüldü. Cennet'te bulunduğu sırada
veya daha önce Mekke dışında uyurken sol kaburga kemiğinden
hazret-i Havvâ yaratıldı. Allahü teâlâ onları birbirine nikâh etti.
Cennet'te yerleşmelerini ve Cennet'in meyvelerinden dilediklerini
yemelerini bildirdi. Fakat, Cennet'te bulunan bir ağaç için, "Bu
ağaca yaklaşmayın, bu ağaçtan yemeyin." buyurdu.Âdem aleyhisselâm
ve Havvâ vâlidemiz, Cennet'te bin yıl kadar yaşayıp, İblisin yalan
yeminine inanarak yasak edilen ağacın meyvesinden unutarak önce
hazret-i Havvâ, sonra Âdem aleyhisselâm yedikleri için Cennet'ten
çıkarıldılar. Âdem aleyhisselâm Hindistan'da Seylan (Serendib)
Adasına, Havvâ ise Cidde'ye indirildi. Birbirlerinden ikiyüz sene
müddetle ayrı kalan Âdem aleyhisselâm ve hazret-i Havvâ bu müddet
içinde ağlayıp yalvardıktan sonra tövbe ve duâları kabûl oldu.
Hacca gelmeleri emrolundu.
Arafât Ovasında hazret-i Havvâ ile buluştu. Kâbe'yi inşâ etti. Her
sene hac yaptı. Arafât Meydanında veya başka meydanda kıyâmete
kadar gelecek çocukları belinden zerreler hâlinde çıkarıldı. "Ben
sizin Rabbiniz değil miyim?" diye soruldu. Hepsi; "Belâ=Evet!"
dediler. Sonra hepsi zerreler hâline gelip beline girdiler. Buna "Ahd-ü-Misâk"
ve "Kâlû Belâ" denildi. Âdem aleyhisselâm ve hazret-i Havvâ daha
sonra şam'a geldiler. Burada yirmi defâ ikiz evlâdı oldu. Bir defâ
da yalnız Şît aleyhisselâm oldu. Neslinden kırkbin kişiyi gördü.
Oğullarına ve torunlarına peygamber olarak gönderildi. Cebrâil
aleyhisselâm kendisine oniki defâ geldi. Kendisine on suhuf (forma)
kitap verildi. Bu kitapta; îmân edilecek hususlar, çeşitli diller
ve lügatler, her gün bir vakit namaz kılmak, gusül boy abdesti
almak, oruç tutmak, leş, kan, domuz eti yememek, tıb, ilaçlar,
hesab, geometri gibi şeyler bildirildi. Ayrıca fizik, kimya,tıb,eczâcılık,
matematik bigileri öğretildi. İbrânî, Süryânî ve Arab dillerinde
kerpiç üstüne çok yazı yazıldı.
İlk insanlar,bazı târihçilerin zannettiği gibi
ilimsiz,fensiz,görgüsüz,çıplak ve vahşî kimseler değildi.Bugün
Asya,Afrika çöllerinde ve Amerika ormanlarında tunç devrindekilere
benziyen vahşîler yaşadığı gibi,ilk insanlarda da bilgisiz basit
yaşayanlar vardı.Bundan dolayı ne bugünkü,ne de ilk insanların
hepsi için vahşîdir denilemez.Hazret-i Âdem ve ona inananlar
şehirlerde yaşarlardı.Okuma-yazma
bilirlerdi.Demircilik,dokumacılık,çiftçilik,ekmek yapmak gibi
san'atları vardı.Altın üzerine para dahi basılmış,mâden ocakları
işletilip,çeşitli aletler yapılmıştı.
Âdem aleyhisselâmın hiç sakalı yoktu.İlk sakalı çıkan şit
aleyhisselâmdır.Hazret-i Âdem çok güzeldi.Siyah saçlı ve buğday
tenliydi.Onbir gün hasta yatıp,bir Cumâ günü vefât etti.Âdem
aleyhisselâm vefât edince,Cebraîl aleyhisselâm bir gömlek
giydirdi.,şit aleyhisselâma yıkamayı öğretti.Yıkayıp
kefenlediler.Hadîs-i şerîfte buyruldu ki: "Âdem aleyhisselâm vefât
edince,melekler üç defâ su ile yıkadılar.Onu defnettiler." Sonra
çocuklarına dönerek; "Ey âdemoğulları! Ölülerinize böyle yapınız
dediler." şit aleyhisselâm imâm olup cenâze namazını kıldırdı.Âdem
aleyhisselâmın kabri; Kudüs'te,Minâ'da,Mescid-i Hîf'te veyâ
Arafât'tadır.Hayatını bildiren rivâyetler birbirinden farklıdır.
Hazret-i Âdem,Allah'a ilk hamd ve ilk tövbe edendir.Seçilmişlerin
ilki,yeryüzünde Allahü teâlânın ilk halîfesidir.Birçok mûcizeleri
vardır.Bunlardan birkaçı şöyledir:
Yırtıcı,vahşi hayvanlarla konuşurdu.
Susuz dağ ve taşlara elini vurunca,pınarlar fışkırır,temiz sular
akardı.
Eline aldığı ufak taşlar,yüksek sesle Allahü teâlâyı zikrederdi.
Âdem aleyhisselâmın yaratılması,Cennet'te kalması,Cennet'ten
çıkarılarak yeryüzüne indirilmesi,Kur'ân-ı kerîmde çeşitli âyet-i
kerîmelerde bildirilmiştir.
Hz. ADEM İLE HAVVA (2)
Allahü Teâlâ, kendi varlığını bilsin, ibâdette bulunsun ve yer
yüzünü de imâr etsin diye insan varlığını yaratmayı mürad ettiği
zaman, Meleklerine:
«Ben yer yüzünde muhakkak bir halife yapacağım, bir halife tâyin
edeceğim ki kendi irademden kudret ve sıfatımdan ona bazı
selâhiyetler vereceğim ki, o bana vekâleten mahlûkatım üzerinde bir
takım tasarruflara sahip olacak, benim nâmıma hükümler icra edecek,
benim vekilim olarak benim emirlerimi, benim kanunlarımı tatbike
memur bulunacak. Sonra onun arkasından gelenler ve ona halef olarak
yâni vazifeyi icra edecekler bulunacaktır,» buyurdu.
Melekler bir taraftan bundaki şerefi takdir ettiler, diğer taraftan
da yeryüzündeki bir mahlûka böyle yüksek bir irade selâhiyeti
bahşedilmesinde bir şer ihtimalinden de korktular. Allahü Teâlâ
bundaki gizli hikmetlerini de bildirmediği için:
«Ey Rabbimiz! Yer yüzünde onu fesada Verecek, onda fesadlar çıkaracak ve
kanlar dökecek bir mahlûk mu yaratacaksın? Halbuki biz hep sana
hamdederek, daima seni tesbih ve takdis edip dururken,» dediler.
Ve bu suretle maksatları hâşâ itiraz olmayıp hikmetini sormak
olduğunu bildirdiler, mamafih bununla hilâfete zımnan bir rağbet de
gösterdiler. Allahü Teâlâ cevaben:
«Her halde ben sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim,» buyurdu.
Melekler bu cevap karşısında sustular ve birbirlerine:
«Elbette rabbımız her şeyi bilir, faydası olmayan bir mahlûk
yaratmaz,» dediler.
Allahü Teâlâ, Meleklere: .
«Muhakkak ben, kuru çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan bir beşer
yaratacağım, binaenaleyh ben, onu tam bir insan kıvamına koyup
içine ilâhî bir emrim olan ruhtan feyiz verdiğim vakit, onun için
secdeye kapanın,» dedi.
Bunun üzerine Melekler, hepsi toptan secde ettiler, ancak iblis
dayattı, kibrine yediremedi ve secdeden kaçındı. Çünkü o- kendisini
en üstün mahlûk kabul ediyordu.
Allahü Teâlâ:
«Ya iblis! Sen niçin secde edenlerle beraber olmadın?» dedi. iblis
de:
«Benim bir kuru çamurdan, bir sûretlenmiş balçıktan yarattığın bir
beşere secde etmem mümkün değildir. Zira ben ateşten yaratıldım,
Ateş'ise topraktan üstündür,» dedi ve bu bâtıl kıyasıyla itaat
dairesinden çıkarak fiilen kâfir oldu.
Allahü Teâlâ: .
«O halde, çık oradan, çünkü sen tard olundun. Ve bu lanet ceza
gününe kadar üzerindedir.» Şeytan:
«Rabbim! öyle ise bana onların tekrar dirilecekleri güne kadar
mühlet ver,» dedi.
Allahü Teâlâ da ba's gününe kadar değil, ecel günü yani birinci
sürün üfürülmesine kadar mühlet verdiğini bildirdi
Bunun üzerine Şeytan:
«Ya rabbi! benim azgın ve asiliğime hükmetmekliğin vesilesiyle
yemin ederim ki, ben, o insanlar için yer yüzünde ziynetler yapıp
onları kandırarak hepsini yoldan çıkaracağım, ancak içlerinden
mıhlasın Kulların müstesna. Yâni hâlis taatın için seçilmiş lekesiz
has kulların aklanmazlar,» dedi.
Allahü Teâlâ, Şeytanın beşerin ilk maddesine bakarak onlara mutlak
tahakküm edebileceğine kaail olmasına rağmen, muhlas kullar için
hakkı teslim etmesi üzerine buyurdu ki:
«işte bu dediğin, sahiplerini azıtamayacağını itiraf ettiğin o
ihlâs ve tevhîd, bana kavuşturan dosdoğru bir yol, hak bîr
kanundur. Hakikaten kullarım üzerine ne sözle ilzam edecek bir
delilim, ne fiilen musallat olacak bu kudretin yoktur. Ancak sana
uyan azgınlar müstesna. Yani ancak onları sürükleyebilirsin. Fakat
o da senin hükmün ile değil, onların iradelerini kötüye kullanarak
sana uymaları ve arkana düşmeleri sebebiyledir. Yoksa muhlaslara
tasallut edemediğin gibi, diğerlerine de edemezsin. Şüphesiz
Cehennem de o sana uyan azgınların vaad olunan yerleridir.»
Allahü Teâlâ, insanın şerefli, itibarlı ve kendisine halife olmaya
lâyık bir mahlûk olduğunu göstermek üzere Hz. Adem'e bütün esmayı
talim ederek ilim ve kelâm sıfatlarına mazhar kıldı, sonra da o
âlemini Meleklere işaret ederek:
«Haydin, siz îmân ile ifade etmek istediğiniz hilâfete lâyık olma
dâvanızda isabetli iseniz; işte bunların isimlerini bana güzelce
haber veriniz, buyurarak onları, acziyetlerini izhar ve isbat için
imtihan etti.
Bu imtihana karşı Melekler:
«Subhansın ya Rab! Senin bize bildirdiğinden başka bizim hiç bir
ilmimiz yoktur, her şeyi bilen ve dâima bilen âlim, her şeyde
hakim, hakikaten Sensin ve ancak Sensin, diyerek acziyetlerini
izharla tesbîh eylediler.
Melekler acziyetlerini izhar ve hikmet ilmini teslim edince, Allahü
Teâlâ: .
«Ya Adem! Meleklere şunların isimlerini güzelce haber ver, dedi, Bu
hitabı ile halifenin kim olacağına da işaret buyurdu ve böylece
Meleklerden sonra Hz. Adem'i de bu emir ile imtihan etti. Bunun
üzerine Hz. Adem o arz olunan şeyleri isimleriyle haber verince,
Allahü Teâlâ, Meleklere:
«Ben size, Ben bütün arz ve semânın gaybını bilirim, demedim mi? Ve
siz ne açıklıyorsunuz ve ne gizliyorsunuz, onu da biliyorum,
buyurdu.
Allahü Teâlâ Hz. Adem'e eş olarak kendi kaburga kemiğinden Havva
validemizi yarattı ve:
«Ya Adem, sen ve zevcen şu Cennette rahat yaşayınız. Nimetlerimden
bol bol yiyiniz. Ancak şu bur ağaca yaklaşmayınız, meyvesinden
yemeye kalkışmayınız ki haddini aşanlardan olursunuz, buyurdu. Ve
Şeytanın kendilerine düşman olduğunu bildirerek onun sözüne
kanmamalarını istedi.
Allahü Teâlâ onlara yalnız bir ağacın meyvesinden yemelerini
yasaklamıştı ki, bu suretle insana, iradesini kullanmayı ve nefsine
hâkim olmayı öğreterek mükellefiyetten azade olmadığını
hatırlatıyordu.
Onlara verilen bu nimetler üzerine ilâhî huzurdan kovulan ve
insanoğluna ebedî düşmanlığını ilân eden Şeytan, ilk olarak
kendilerinde örtülüp gizlenen kötü yerlerini meydana çıkarmak;
avret mahallerini açmak için ikisine de vesvese vermeye başladı. Hz.
Adem ve Havva bu âna kadar yaratılışlarında kendilerini utandıracak
ve tiksindirecek çirkin pis şeylere mahal olacak kötü yerlerini ne
kendilerinde ve ne de birbirlerinde görmüyorlar ve hattâ
bilmiyorlardı. Settârul' uyub olan Halik Teâlâ evvel emirde onu
örtmüş ve kendilerinden gizlemişti.
Şeytan nihayet bir fırsatını bulup onlara yaklaştı ve:
«Ey Adem! Sana, seni burada ebedî kılacak bir devleti haber vereyim
mi? Diyerek, Allahü Teâlânın yaklaşmamalarını emrettiği ağacı
gösterdi.
Hz. Adem, Şeytanın bu sözlerine aldırış etmedi, ancak şeytan da
vesvesesinde yılgınlık göstermedi ve:
«Rabbimiz sizi bu ağaçtan başka bir sebeple değil, ancak iki Melek
olacağınız veya bu Cennette ebedî kalacağınızdan dolayı nehyetti.
Yani bundan yerseniz ya Melekler gibi yemek, içmek ihtiyacından
müstağni olursunuz, yahut ölüm yüzü görmez burada ebedî kalırsınız,
dedi. Kendisine inanmaları için de yemîn ederek, «ben sizin
nasihatçınız ve hayrınızı isteyicinizim» diye emîn olmalarını
istedi.
Hz. Adem ve Havva hiç bir kimsenin yalan yere Allaha yemin
etmeyeceğini düşünerek yanıldılar ve bu ağaca meylettiler. Hz. Adem
burada içtihadında isabet edemeyerek, o nehyedilen ağacın cinsinden
olan başka bir ağacın meyvesinden yemekte bir mahzur olmayacağına
hükmetti ve beraberce Allahü Teâlâ'nın yasak kıldığı ağacın
meyvesinden tattıkları vakit örtülü ve gizli olan avret mahalleri
açılıverdi. Bunun üzerine hayalarından derhal üzerlerine Cennetin
incir yaprağından yamalar yamamağa başladılar. Allahü Teâlâ da
kendilerine şöyle nida etti:
«Ben sizi o ağaçtan nehyetmedim mi idi? Şeytan size açık bir
düşmandır demedim mi îdi?
Hz. Adem ile Havva cevaben:
«Ey Bizim rabbimiz! Biz kendimize zulmettik, eğer sen bize rahmet
ve mağfiret etmezsen, en büyük zarar ve felâketin içinde
kalanlardan olacağız, diye tevbe ve niyazda bulundular.
Allahü Teâlâ, Hz. Adem, Havva ve Şeytan'a hitap etti:
«Haydi, bâzınız bâzınıza düşman olarak yer yüzüne ininiz. Size
orada bir müddet için karar edip nasiplenmek ve geçinmek vardır.
Orada yaşayıp orada ölecek ve yine ondan çıkarılacaksınız.
Hz. Adem ve zevcesi, dolayısıyla insan nevi yer yüzünde böylece
mekân tuttu ve Şeytanla mücadele ederek Rabbından telâkki ettiği
kelimelerle tevbe ve istiğfarda bulundu. Allahü Teâlâ'nın emirleri
ile amel etti ve tevbeleri de kabul olundu. Çünkü Allahü Teâlâ
esirgeyici ve bağışlayıcıdır.
Hz. Adem beş şeyi ile bahtiyar olmuştur:
Hatâsını itiraf, pişmanlık, nefsini kötülemek, tevbeye devam ve
rahmetten ümidi kesmemek.
iblis de beş şey ile bedbaht olmuştur:
Günahını ikrar etmemek, pişmanlık duymamak, kendini kötülemeyip
azgınlığını Allahü Teâlâ'ya niubet etmek ve rahmetten ümidini
kesmek.
Ahnef ibni Kays, Medine'de Müminlerin Emiri Hz. Ömer'i görmek
ister, bir de bakar ki büyük bir kalabalık halka halinde toplanmış,
Kâ'bül'ahbar onlara vaaz veriyor ve şunları anlatıyor:
Âdem aleyhisselâma vefat emri geldiği zaman; «Ya Rab, düşmanım
iblis, beni meyyit halinde görünce kendisi kıyamet gününe kadar
mühlete kavuşmakla sevinecek, bana şamata edecek,» dedi. Cevap
verildi ki:
«Ya Adem, sen Cennete iade olunacaksın, o mel'un ise evvelkilerin
ve sonrakilerin adedi kadar ölüm acısını tatmak için tehu
olunacak.»
Sonra Hz. Adem, Melekül'mevt Azraile: «Ona ölümü nasıl
tattıracaksın? Vasfını bana anlat,» dedi.
Onun ölümünün vasıfları anlatıldığı zaman, Hz. Adem: «Ya Rabbi!
Kâfi» dedi
Bunun üzerine orada vaazı dinleyen insanlar, heyecana gelerek; « Ya Ebâ İshak! O nasıldır? bize anlat» dediler.
Kâ'b'ın anlatmak istememesi üzerine çok İsrar ettiler, bunun
üzerine dedi ki:
Allahü Teâlâ, birinci sûr'un ufürülmesi akabinde Azrail'e diyecek
ki:
«Sana yedi Sema ve yedi Arz ahalisinin kuvvetini verdim ve bugün
sana bütün gadap kisvelerini giydirdim. Şiddetli gadabımla in, o
tard olunmuş İblis'e artık ölüm acısını tattır, sakaleynden evvel
ve ahirlerin acılarını hep birden ihtiva etmek üzerine bütün illet
ve hastalıkları yüklet. Beraberinde gayz ve gadapla dolu yetmiş bin
zebani, her biriyle de Cehennem zincirlerinden zincirler,
tomruklarından tomruklar bulunsun. Cehennem kancalarından yetmiş
bin kanca ile o mel'unun kokmuş canını çıkarın. Malik'i de çağırın
Cehennem kapılarını açsın.» Bunun üzerine Azrail öyle bir suret ile
inecek ki ona Semâ'ların ve Arz'ların ahalisi baksa korku ve
dehşetlerinden derhal ölürlerdi, inecek, Iblis'e varıp «dur, ya
habis! Artık sana ölümü tattıracağım, çok ömür sürdün. Nice
nesilleri azdırdın, yoldan çıkardın. Ancak işte malûm vakit geldi.»
diyecek. Mel'un Şeytan Doğuya kaçacak, bakacak Melekül'mevt gözleri
önünde, Batıya kaçacak bakacak yine gözlerinin önünde, denizlere
dalacak denizler kabul etmeyecek, hâsılı yer yüzünün her tarafına
kaçacak, sığınacak kurtulacak hiç bir yer bulamayacak, sonra
Dünyanın ortasında, Hz. Adem'in kabri yanında duracak veya Doğudan
Batıya Batıdan Doğuya topraklarda sürünecek, nihayet Adem
aleyhisselam'ın yer yüzüne indiği mevzîye varınca Arz, bir kor gibi
olacak Zebaniler kancaları takıp didikleyecekler de
didikleyecekler. Allahü Teâlâ'nın dilediği zamana kadar can çekişip
azap içinde kalacak. O böyle can çekişirken Hz. Adem ve Havva'ya'da:
«Kalkınız düşmanınız ölümü nasıl tadıyor, bakınız» denecek.
Kalkacaklar, onun çektiği azabın şiddetine bakacaklar da:
«Ya Rab, bize nimetini tamamladın» diyecekler. |